Oruç Tutmanın Beyne Faydaları Nelerdir?

EDIT: Bu makalede geçen oruç kelimesi uzun süreli açlık (fasting) anlamında, bilimsel bir terim olarak kullanılmıştır. 

Her faydalı sistem yararlı olan özelliği sömürüldüğünde, kötüye kullanıldığında zararlı bir sisteme dönüşür.

Yemek yemek güzeldir, her bir besinde çeşitli miktarlarda mineral, vitamin, vücut için gerekli protein, karbonhidrat ve yağlar mevcuttur. Vücuda giren besinleri sindirerek uygun forma sokarız ve vücudun gerekli yerlerine bu sindirilmiş mikro besinleri göndererek onlardan faydalanırız. Besinler enerji verir, vücudu onarır, hastalıklara karşı direncimizi arttırır, yani besinler vücut için faydalıdır.

Peki bu faydalı döngü nasıl kötüye kullanılır?

Ne az, ne de çok, ihtiyacımız kadar, yani ayarında yemek yemek en ideal yöntemdir diye düşünebiliriz. Peki ayarında yemek yemediğimizde ne olur vücudumuzda? Az yersek veya oruç tutarsak ne olur? Çok yersek ne olur?

Obezlik ve bitmek bilmeyen hastalıklar

Bazı besinler yukarıda bahsettiğim bir çok faydanın yanı sıra tüketildiklerinde haz verir. Bazıları ise biz farketmeden bağımlılık yapar. Glikoz şurubu gibi endüstriyel olarak üretilmiş bir çok katkı maddesini bir kenara bırakıyorum, yüksek miktarda şeker ve karbonhidrat içeren doğal besinler bile bu gruba girer, bağımlılık yapar. Bir kantinden satın alabileceğiniz herhangi bir şey, kraker, biskuvi, cips gibi tüm paketli ürünler, tüm unlu mamüller, ekmek, makarna, pilav gibi yemekler çok kısa süreli enerji sağlar ve vücut tarafından hemen tüketildikten sonra tekrar ihtiyaç hissedilir. Çoğumuz ideal kilomuzun üstünde olduğumuz halde 3 öğün yemek yiyip üstüne bir de aralarda atıştırma ihtiyacı duyarız. Bunun sebebi aç olmamız, vücudumuzun enerjiye ihtiyacı olması değil, başta şeker olmak üzere, diğer tüm karbonhidratlara olan bağımlılığımızdır.

image

Şeker ve yüksek karbonhidratlı gıdalar tükettiğimizde beynimiz bize “hmmm o neydi öyle ya, harikaymış” mesajını verir. Bunun sebebinin ise evrimsel olarak binlerce yıl önceki süreçte, bu tür yüksek şeker ve karbonhidrat içeren besinlere kolay kolay ulaşamamız olduğu düşünülmektedir. Düşünün işte vahşi ormanda bulduğun bitkiler, belki mevsime göre bir iki mantar, diğer hayvanlar tarafından öldürülmüş hayvanların leşleri, o gün kısmette ne varsa. Beynimizin zamanında nadiren tüketilen bu besinlere verdiği “10 tane olsa 10 tane yerim” mesajını yanlış yorumlayarak, günümüz koşullarında bu hissiyatı sömürmek mümkün. Güzellikleri sömürülen her sistemde olduğu gibi burada da sonuç kimi zaman aşırı kilo, kimi zaman bağışıklık sistemi göçmüş bir beden, kalp rahatsızlıkları, şeker hastalığı… liste uzar gider.

Amerika Ulusal Yaşlanma Enstitüsü, Sinirbilim Araştırma Merkezi müdürü Dr. Mark Mattson’a göre 3 öğün yemek ve arada atıştırmalarla geçen “alışıla geldik beslenme şekli” hem gıda sektörünün hem de ilaç sektörünün pohpohladığı ve onların cebini dolduran bir yaklaşım. E o zaman ne yapmalı? O kadar yemeyelim de aç mı kalalım yani?

Aç kalırsak ölür müyüz?
Mühtemelen aç kalmak yine evrimsel olarak düşünüldüğünde su içmek ve yemek yemek kadar doğal bir süreç. Sadece 10000 yıldır yerleşik hayatta, bir tarım toplumu olarak yaşıyoruz ve şu an dünyada halihazırda günü hiç doymadan geçiren insan sayısı birkaç “milyar”dan fazla. Yani sürekli elimizin altında bizi doyuracak yiyeceklerin olması yeni bir durum ve bazı insanlar için hala bir hayal.

Son yıllarda yapılan açlık, oruç, fasılalı orucun etkilerini inceleyen bilimadamları vücudun ve beynin aç kalma durumuna mükemmel adapte olduğunu gösteriyor.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan ve geçen haziran ayında yayımlanan araştırma sonuçlarına göre oruç tutmak vücudun hücrelere “yenilenme” mesajı vermesini sağlıyor. Öncelikle vücut enerji tasarrufu yapma yönünde bazı hamleler yapıyor. Vücudumuz besin çokluğunda büyüme, besin azlığında veya yokluğunda ise büyümeyi durdurarak onarım moduna geçiyor. Mesela açlıkta, vücut halihazırda bulunan zarar görmüş ve yaşlanmış bağışıklık sistemine ait hücreleri parçalıyor. Böylece buradan enerji elde ediliyor. Diğer bir yandan hücrelerimizde zarar görmüş DNA’lar onarılmaya başlıyor. Bu da dolaylı olarak DNA’sı bozuk hücrelerin kontrolsüz bölünmesi sonucu oluşan kanseri önlüyor. Beyinde ise, açlık yeni beyin hücrelerinin üremesine, protein sentezini arttırarak varolan beyin hücrelerinin büyümesine ve hücrelerin birbiri ile bağlantısının güçlenmesine sebep oluyor. Bunlar aslında hafızanın güçlenmesi ve yaşlılıkta ortaya çıkan beyin hastalıklarının ortaya çıkmasını engellemesi açısından önemli.

Peki açlık sonrası vücuda tekrar besin girince ne oluyor? Açlık ile aktifleşen kök hücrelerinden yeni bağışıklık hücreleri üretiliyor ve böylece eski ve yıpranmış hücelerin yerini yeni hücreler alıyor ve bağışıklık sistemimiz güçleniyor.

Aç kalmak kolay mı?

Açlık için önerilen bir yöntem haftada iki günü az yemek yiyerek geçirmek. 7 günlük bir program düşünüldüğünde ilk 2 gün normal öğünlerimizi yiyoruz, sonra 3. gün sadece 500-600 kalori civarı tüketiyoruz. 4. gün normal, 5. gün yine 500-600 kalori ve 6. ve 7. günler yine normal yiyoruz. 500-600 kalori tüketilen günler yağ ve proteini yüksek (mesela yumurta), karbonhidratı az besinler yemek önemli. Daha öncede söylediğimiz gibi karbonhidratlar çabuk enerji sağlasa da çabuk tüketilir ve açlık hissiyatı hemen baş gösterir.

Diğer bir yöntem ise sadece sabah 11 ile akşam 7 arası yemek yemektir. Bu yöntemin diğer bir adı da fasılalı oruçtur. Otuz yaşını geçmiş, sportif bir yaşantısı olmayan kişiler için aslında 2 öğün yeterlidir. 11’den sonra geç bir kahvaltı yada direk öğlen yemeği, ardından da erken bir akşam yemeği şeklinde 2 öğün yemek yenebilir. Akşam 7’den sabah 11’e kadar yaklaşık 16 saat vücuda besin girmemesinden dolayı oluşan açlık sayesinde vücuda “yenilenme” mesajı verilebilecektir.

Oruç tuttuk tamam, ama ne yediğim ne kadar önemli?

Ben, kişisel olarak son bir yıldır düşük karbonhidrat, yüksek yağ beslenmesini uyguluyorum. Klasik yüksek karbonhidratlı beslenmeden, düşük karbonhidrat yüksek yağlı (taş devri, yada paleo olarak da anılan) beslenmeye geçiş sürecindeki zorluklar, içeriği değişen öğünler, yeni tarifler, fasılalı oruç, bağışıklık sistemimde farkettiğim değişimler hakkındaki deneyimlerimi önümüzdeki yazılara saklıyorum.

Ne yediğimizi seçer ve az yersek az tüketiriz. Hmmm bu bazıları için hiç iyi olmayabilir.

Az yiyip, yediklerimizde seçici olursak, bağışıklığımız güçlenir ve daha az hastalanırız. Hmmm… bu da bazıları için hiç iyi olmadı.

Yaşamak için yemek yemek tabii ki şart. Kanser, Alzheimer, Parkinson, kalp rahatsızlıkları, sindirim bozuklukları, fazla kilolar gün gelip kapımızı çalmadan yemek yeme alışkanlıklarımızı en baştan tekrar sorgulamamız gerekiyor. Yemek yerken ağzımıza koyduğumuz her lokmanın bize mi yoksa başka kar odaklarına mı faydalı olduğunu düşünmek ve ona göre hareket etmek için hala vaktimiz var.

Afiyet olsun 🙂

NOT: Yazıyı kendi deneyimlerimle birleştirip yazmama sebep olan ve özetini burada vermeye çalıştığım makalenin orjinali:

http://www.collective-evolution.com/2015/12/11/neuroscientist-shows-what-fasting-does-to-your-brain-why-big-pharma-wont-study-it/

EDIT:  Dini ibadet olarak tutulan orucun faydalı ya da faydasız olması yenilen yiyeceklerin türü ve miktarına bağlı olarak değişebilmektedir. Bu konuda önemli noktaları Prof. Dr. Sinan Canan’ın Orucun beynimizde yarattıkları! isimli söyleşisinden öğrenebilirsiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s